Stories ~ Öyküler

" Yetişemediğim sözlerin başındayım, okunacak satırların ise merkezinde... Bir meow sesi, bir bakış eşlik ediyor yazdıklarıma ..."

" the angels in the window of the seventh tier became the prisoners of my dream, counting my sins. I return to life with the seeds to be planted in the morning of a holy night.."

Tonight Chopin plays for migratory stars leaving their cluster.

Mutfak tezgâhında yarısı soyulmuş, çürümek üzere olan bir domates, üzerinde uçuşan minik sinekler, halının üzerinde dökülmüş kedi maması... Kedi kayıp, ruh kayıp.  Yarım

Kış uykusuna yatan hayvanların düşlerindeyiz beraber. Soğukta ava çıkmış avcının namlusu ucundayız.  Biz düşündükçe, sordukça, yazdıkça büyüyen cümlelerimiz korkutmuş bazılarımızı. Bizim elimizde kalemler, insanların ellerinde öldürücü silahlar kazanmaya gidiyoruz. El ele, yaralı insanların, çiğnenmiş hayvanların arasından geçiyoruz. Saatler görüyoruz çöpe atılmış, kitaplar görüyoruz duvarlara asılmış.  Unutulmuş Zamanlar

Biz bilinçli olma hastalığına tutulmuşuz, bulutların üzerinden izliyoruz dünyayı. Belki Tanrı’ya yakınız belki uzak... Ama vicdansız olma hastalığına tutulanlar ise Tanrı’yı çoktan gömmüşler, şeytan ile aynı sofrada kadeh tokuşturup, arkasından şeytana bile pusu kurmanın yollarını arıyorlar. Karanlık dünyalarında işler çoktan çığırından çıkmış, cesetler toprakta huzursuz. Tanrı sessiz, yorgun, o da kendi Tanrısı ile uzlaşmanın yollarını arayan yaşlı bir çocuk. Müfettiş

Bir sihirbazın şapkasından çıkan tavşan gibi garipsiyorum dünyayı. Gidecek yerim yok, ölümü beklemekten başka bir çarem de yok. Şapkaya geri dönmek istiyorum. Ölümü Gömmek

Yazgıları belirsiz bir mirasın içinde unutulmuş sözlere tutunan, türkülerden, şairlerden medet uman, nüfusu genç, anıları yaşlı rüyalarına dem vuran, ağaçlara, denizlere hikâyeler yazmaya devam eden yaramaz çocuklar gibiyiz. Bazen devrimci olur adımız, bazen düş kırıklığı...  Unutulmuş Zamanlar

Ayasofya’nın minarelerine iki kuş konmuş, sevişiyor. Cihangir’de iki dinin ilahileri, birbirine karışmış ölü ruhlar tarafından mırıldanıyor. Yağan kara rağmen balkonunda açan çiçek gibi direniyorsun hayata. Beşinci mevsime sakladığın çocukluğun yine kapına gelmiş ağlıyor. Balat’ta çamaşır iplerine asılı geçmişimiz rüzgârda uçuşuyor. Unutulmuş Zamanlar

Birçok Tanrı’ya ve Tanrıça’ya inanıyorum. Musa’nın Tanrısına, İsa’nın Tanrısına veya Muhammed’in Tanrısına. Hatta onlardan önce Zeus’a, Poseidon’a, Artemis’e, Athena’ya hepsine inanıyorum. Ama en çok Rüyalar Tanrısı Morpheus’a inanıyorum. Dünyalı

... ölen bedenlerimizi terk eden ruhlarımızın nereye göç ettiğini bilememek sonsuzluğumuza darbe vuruyor. Sonsuzluk yalanıyla avutuyoruz dualarımızı. Hayat bir avuntuya dönüşüyor aldığımız her nefeste. Bir tek şeyin avuntusu olmuyor, ölümün... Ölümü Gömmek

Ateşin içinde yanamayan ıslak bir odun gibiyim, zaman; ebediyen rehin aldığı duygularımı silmekle meşgul, kırışmaya başlayan ellerimle yazmaya çalıştığım öykü ise dağınık, paramparça... Bir Ben Var Bana Yabancı Olan

Güneşin batışında, bütün bir günün yaşanmışlığı vardır. Geçmiş senelerimiz, özlemlerimiz, hayal kırıklıklarımız ve hüzünlerimiz... Fakat her yeni günün doğuşunda umut saklıdır, gelecek saklıdır. Yeni doğan güneşle birlikte yenilenir, uyanır insan.  Uykusuzlar

Dışarıdaki kar fırtınasıyla birlikte düşleri demlenirken, yüksek tavanlı odasının bir duvarını kaplayan kütüphanesindeki kitaplar bir sevgilinin sureti gibi ruhunda yer alırken, gramofonda Reinhold Glière eserleri çalıyordu. Aşk Romanları Okuyan Fahişe

Kentler, insanlar, zaman birbirine karışmış çözülmeyi bekliyor. Bizimki iki bacak arası ahlak çöküntüsü diyenler fısıldayarak konuşuyorlar. Hep bir tatsızlık, dilim dilim kesilen hayatımdan çalınan zamanlar yorgun, tutarsız Aynadaki İzdüşümü

Yalnız adamlar, tıpkı sonbahar mevsimine benzerler. Bir parça romantik, bir parça bulutlu, biraz turuncu... Hiç susmayan sonbahar senfonisinden beslenir, yaşarlar... Asla yaşlanmazlar. Çünkü kalplerinde saklı olan aşk, onları sonsuza dek genç ve ölümsüz kılar. Yalnız Adam

Farklı ülkeler hayal etmiyorum. Farklı insanların yaşadığı farklı kentler olduğuna inanmıyorum. Sadece bilinmeyen bir yere gitmek istiyorum. Bir geyik gibi ormanın derinliklerinde kaybolmak, ava çıkmış avcıyla dost olmak, bilinmeyen bir ülkenin tüm sokak hayvanları ağlayan bir palyaçoyu teselli ederken ben de ruhumu teselli etmek istiyorum. Bir Geyik, İki Adam ve Palyaço

Zihnimin duvarlarında saat durmuş ama kalbimin hafızası hâlâ aktif, çalışıyor.  Hatırlıyorum; sardunyalar yetiştirdiğim, şiirler okuduğum, aşk mektupları biriktirdiğim, bir kedinin rüyalarında iz sürdüğüm, toprağa erkenden düşen elmalarla biraz turta, biraz şarap yaptığım zamanlardı. Aynadaki İzdüşümü

Düşlüyor olmam yaşama tutunmamın bir yolu belki de. Tarafsız bölgenin bir düş kapanından kurtarılmayı bekliyorum. Tanrı bildiğim filozoflar odamı aydınlatıyor, hâlâ umut var, hissediyorum. Tarafsız Bölge

...hayatında bıraktığı izleri yeryüzünde örtecek hiçbir mevsim bulunmuyordu. Ne baharda açan çiçeklerin, ne kışın yağan lapa lapa kar tanelerinin insanların hayatında bıraktığı kara izleri örtmeye gücü yetmezdi. Mevsim Kış Olsa da Sen Umudunu Kaybetme

Umut ve nevmit ne zaman bir araya gelir, bilir misiniz? Postacı kapıyı çaldığında... ...zamandan eksilmeyen tek şey umuttur. Postacı Pazarları Gelmez