Books on the Desk

Article

Makale

Donald Trump’ı neden seviyor ve destekliyorlar?

5 Ekim 2020

 

Birisinin diktatör olabilmesi için öncelikle Türkiye’de olduğu gibi tüm basını ele geçirmiş olması gerekir. Özgürlükleri kısıtlamanız ve gazetecileri susturmanız gerekir. Trump geldiği günden beri birkaç basın yayın kuruluşu hariç büyük çoğunluğu karşısında yer aldı.  CNN, ABC, New York Times gibi bildiğiniz büyük basın ve Sosyal Medya kurumları Globalistler’in karşısında duran Trump’a savaş başlattı. Diktatör olabilmeniz için dediğim gibi basın ve medyayı, kurumları ele geçirmiş olmanız gerekir. 
Yalan haberlerle halk medyanın yardımıyla yönlendirilmekte ve yanıltılmaktadır. Bir yalanı ne kadar çok söylerseniz o kadar çok kişiye gerçek olduğu konusunda ikna etmiş olursunuz. Üstelik sadece basın, sosyal medya değil ele geçirilen. Dünya sağlık örgütü gibi büyük kuruluşlar, kamu kuruluşları da bu Globalist grubun yönetimine geçmiş durumda. 
Şimdi gelelim Trump’ı sevenler neden seviyor. 


Dört yıldır kendisini anlatmaya çalışan Trump’a ilk olarak ırkçı dendi. Neden duvar örmesi gerektiği konusunda aylarca gerekçelerini sıraladı. Ama Fox haricinde diğer kanallar sadece örülecek duvara değinirken sebeplerini anlatmadılar. Trump’ın çoğu zaman videolarını, açıklamalarını keserek yayına sundular. Öncelikle Meksika sınırında, Trump neden duvar örülmesini istedi, özetlemeye çalışayım. Meksika sınırından küçük çocukların seks ve uyuşturucu ticaretini engellemek ve ülkeye kaçak giren göçmenleri durdurmak için duvar yapılmasını istedi. Bir düşünün sizler Türkiye’nin Doğu Anadolu Bölge sınırından IŞID militanların, PKK terör örgütü üyelerinin, Suriyelilerin sınırdan ellerini kollarını sallaya sallaya Türkiye’ye girip çıkmalarını ister misiniz? Sınırda PKK neden bitmiyor, IŞID militanları nasıl rahatça girip çıktı ülkeye bir sorun kendinize... Ne yazık ki her ülke kendi sınırlarını korumak zorunda, korumazsa halkını da koruyamaz. Ayrıca ben ve eşim Amerika’da yasal kalabilmek için yıllarca emek harcadık, mücadele ettik, kazandığımızı dosya, evrak, vize işlemleri için harcamak zorunda kaldık. Yasal olmayan göçmene karşıyım. Türkiye’de de karşıydım, burada Amerika Birleşik Devletleri’nde de karşıyım. Hele ki sınırda seks ve uyuşturucu ticareti yapılıyorsa, silah kaçakçılığı gerçekleşiyorsa duvar örülmesini son derece haklı buluyorum. 


İkinci ırkçılık konusu Trump’ın ilk seçildiği zaman Müslümanların ülkeye giriş çıkışlarına sınırlama getirmesiyle ilgiliydi.  Ele aldığı ilk konu IŞID meselesi oldu. Türkiye dahil olmak üzere dünyanın her yerinde canlı bomba eylemi gerçekleştiren örgütü çökertmeyi hedefledi. Her ne kadar aranızda İslam dinini masumca kendi içinde yaşayanlar olsa da bu terör örgütü Müslümanlar tarafından kurulmuş bir örgüttür ve İslam adına öldürdüklerini açıkça ifade ederler. Örgütün trafiğini tespit etmek ve örgüte üye olanları belirlemek, takibe almak amacıyla İslam’ın yaygın olduğu ülkelerden giriş çıkış yapanlar hemen sıkı kontrol altına alındı. Müslümanların Amerika’ya giriş çıkışlarına geçici süre sınırlama getirildi. Bu önlemler ve uygulamalar sayesinde IŞID lideri yakalandı ve öldürüldü. O dönemde IŞID militanlarıyla savaşan Amerikan askerlerine ise sınırdaki Kürtler yardım etti. Trump, IŞID militanları ile savaşmak için ilk Türkiye’den destek istedi ama reddedildi. Hatta Türklerin büyük çoğunluğu Kürtlerle iş birliği yapan Trump’ı sert eleştirdi. Fakat bu iş birliği sayesinde IŞID örgütü öyle bir zayıfladı ki, Trump geldiğinden beri hiçbir yerde eylem gerçekleştiremez oldular. Amacı Müslümanlara ırkçılık yapmak değil İslami terör örgütü olan IŞID örgütünü devirmekti ve başardı. 

Diğer bir konu Ortadoğu’dan Amerikan askerini çekmek istediğinde tepki almasıydı. Amerika Başkanlarının genelde Ortadoğu’da petrol için yıllardır savaş başlattığını herkes bilir. Globalistler’e hizmet eden liderler, ülke başkanları kötü bir ekonomiyi ve savaşları desteklerler. Çünkü zor duruma düşen halkı, toplumu yönetmek her zaman daha kolaydır. Genelde iş adamı kimliğiyle düşünen Trump ise ülkesinin petrole ihtiyacı olduğu takdirde bunu savaşarak değil ticari ve yatırım anlaşmalarına imza atarak  temin edebilecek zekada bir insan. Hatta Trump'ın,  Bush'un başkan olduğu dönem çekilmiş bir konuşması mevcut. Videoda; Ortadoğu'ya veya başka ülkelere gönderilen Amerikan askerlerinin mantığını anlamadığını söylüyor. Kendi göreve geldiğinde de “Ben savaş değil, barış istiyorum, ayrıca askerimin Ortadoğu’da veya başka bir ülkede bulunmasını istemiyorum” diyerek Amerikan askerlerini yavaş yavaş geri çekmeye başladı. Amerika topraklarında petrolün var olduğunu ve bundan sonra kendi petrolümüzü, benzinimizi kullanacağımızı belirtti. Gerçekten de öyle oldu, o geldikten sonra benzin fiyatları düşüşe geçti. Ve yeni petrol yataklarında çalışmalar başlatıldı.  Tabi Globalistler ve onlara hizmet eden Demokrat Parti yöneticileri bundan hiç hoşlanmadı. Çünkü IŞID örgütünü destekleyen ve kurulmasına yardımcı olan Globalistler’in savaş karşıtı görünmelerine rağmen savaştan beslendikleri biliniyor. 


Diğer değindiği bir konu artık Amerika’da üretimi kendimizin yapma zamanın geldiğiydi. Çünkü yıllardır Çin’le yapılan anlaşmalarla Amerika’da çoğu şeyin üretimi yapılmaz olmuştu. Fabrikalar kapatılmış, yüksek vergilere katlanamayan büyük markalar üretimlerini Çin’e veya başka ülkelere taşımışlardı. Amerika dışarıya bağlı duruma getirilmişti. Trump, tekrar fabrikaların kurulmasını ve üretime geçmemiz gerektiğini savundu. Haklıydı. İlaçların ambalajlarına kadar birçok şey Çin’de üretilerek buraya geliyordu. Tabi bundan da hoşlanmayan kişiler sonunda tüm dünyanın başına bela olan Covid-19 virüsünü ortaya çıkardı dersek hiç abartmış olmayız. Covid-19 virüsü Trump’ın da dediği gibi Çin’den gelmiştir, Çin’in üretimidir ve bunu söylemek ırkçılık olamaz. Kendi üretimini yapamayan bir ülkenin halkı asla özgür değildir. Bunu da en iyi anlayacak yine Türklerdir. 


Kadınları veya siyahları aşağıladığı söylendi. Ama beyaz Saray’da en çok çalışan kadın sayısı onun döneminde gerçekleşti. Kadınları akıllı ve daha üretken bulduğunu defalarca belirtti. Onu kızdıranlar olduğunda lafını esirgemediğini biliyoruz. Trump, haksızlığa uğradığında cinsiyet farkı gütmeden aklından geçeni anında söyleyen bir adam. Bazen de yaşadığı kriz karşısında saçma sapan espriler yaptığı biliniyor. Aptalca mizahına ve esprilerine rağmen insanlar seviyor ve saygı duyuyorlar. Çünkü o ülkesinin ve milletinin geleceği için atılmamış adımları atıyor. 


Siyahlara gelince, şimdiye kadar kimseye bir ırkçılık yapmış değil. Ama Demokratların adayı Biden’ı araştırırsanız KKK (Ku Klux Klan) ırkçı örgüte dahil olduğunu görürsünüz ayrıcı birçok ırkçı söylemleri videolarda mevcut. Trump’a geri dönersek seçildikten kısa bir süre sonra bazı siyahların ufak tefek suçlardan polislerin tuttuğu raporlarla abartılarak büyük cezalar almalarının sağlandığını farketti ve bu kişilerin dosyalarının tekrar incelenmesini sağladı. Onun sayesinde onlarca yıl basit küçük suçlardan hapis cezası uygulanan siyahlara af getirdi. Daha yıllarca içeride yatacak olan bu kişiler bu af sayesinde özgür kaldılar. Üstelik bunu George Floyd olayından çok daha önce yaptı. 


Protestolarda Trump’ı suçlayarak polisin şiddet uyguladığı yazılıp, çizildi. Burada polis gücü belediye başkanın ve o eyaletin valisinin yönetimindedir. Amerika Başkanı müdahale edemez. Yani yalan haberlerden biri de buydu. Ayrıca bu basın kurumları protestoların barışçıl olduğunu savunurken, yağmalanan dükkanları, tecavüze uğrayan, soyulan insanları, öldürülen küçük çocukların hikayelerini göstermediler. Ve yanmaya devam eden bu eyaletlerde yönetim Demokrat Partililerin yetkisinde. George Floyd’un ölümüne sebep olan polisin kabarık suç dosyasından sorumlu emniyet müdürü, Belediye Başkanı, Vali de Demokrat Partiden ama bu konuda bile Cumhuriyet Partisinden seçilen Trump suçlandı ya, pes dediğim çok oldu... 

Trump’ı anlamak için burada yaşayıp, kendi yasal haklarınızın ne olduğunu bilmeniz gerekir. Anayasanın değiştirilemez maddelerinden biri konuşma özgürlüğüdür. Trump sosyal medyayı eleştirdiğinde Demokratlar basına kısıtlama getiriyor diye yaygara kopardı. Hâlbuki yorumları kısıtlanan, silinen, sansüre uğrayan Trump’ın kendisiydi. Aslında bir çoğumuzun artık başına gelen şeyi dile getirdi. Benim bile kaç paylaşımım Instagram ve Twitter hesabımda silindi. Çünkü konuşma özgürlüğünüzü kısıtlıyorlar ve sadece kendi anlattıklarının size ulaşmasını istiyorlar. Sizler de böyle defalarca söylenen yalana, hikayeye sonunda inanmış oluyorsunuz. Kısaca neyi okuyacağınızı neyi izleyeceğinizi onlar belirliyor. 

Milliyetçilik kavramı ise birçok ülkede son yıllarda sıkça sorgulanır oldu. Türkiye’den örnek verirsem belki daha iyi anlaşılır. Bayrağa, milli marşa, milli bayramlara karşı gelenler sadece Türkiye’de değil burada Amerika Birleşik Devletleri’nde de mevcut. Amerika’da milliyetçileri sağcı olarak değerlendiriyorlar. Yani sağcılar burada Cumhuriyet Parti seçmeni oluyor. Demokrat Parti seçmeni ise sol görüşlü olarak değerlendiriliyor. Peki ya, Türkiye’de milliyetçilik yapanlar sağcılar mıdır solcular mıdır? Ya da her iki tarafta da mevcut mudur? Türkiye’deki solcular için, bayrak, milli marş, milli bayramlar değerli değil midir? Vatanını seven herkesin sağcı, solcu farketmeden bu değerlere sahip çıkması sizi diğer milletlere ve ülkelere karşı düşman konumuna mı sokar? Açıkçası ben ne Türkiye’de yaşarken ne de burada yaşarken bayrağa, milli marşa, milli bayramlara ve ülkeyi kuran değerli başkanlara hakaret edilmesini doğru bulmadım, bulmam da... Eminim ki benim gibi düşünen binlerce insan var. Ve bu değerlere sahip çıkan Trump sırf bu yüzden bile aşırı milliyetçi bulunarak ırkçı ilan edildi. Amerikan Bayrağını Amerikalılar birçok dekorda, kıyafette, arabalarında, iş yerlerinde kullanırlar bilirsiniz, aslında kullanırlardı demek daha doğru olur. Çünkü artık Demokratların baskısı sayesinde kullanmak istemeyen büyük bir kesim var. Bir de kullanmaya çekinenler mevcut. Amerikan Bayrağı altında söylenecek milli marşla futbol oynamak istemeyen bir kitle bile yarattılar. Nasıl ki Türkiye’de İstiklal Marşı çaldığında saygısızlık edenlere kızıp, öfkeleniyorsunuz aynı şey burada da yaşanıyor. 


Trump dört yıldır onu devirmeye çalışan Globalistler’le ve ona hizmet eden Demokratlarla, birçok önemli kuruluşla, yalan haber yapan basınla, sosyal medyayla savaşmaktan yapmak istediği her şeyi henüz yapabilmiş değil. Özellikle sağlık ve eğitim sektöründe ciddi reformlar gerekiyor. Sağlık sektöründe yaşadığımız sıkıntıların başında ilaçların ve kliniklerin uyguladığı fiyat politikaları geliyor. Bir insülin ilacını Amerikalıya 700 dolara sattıklarını biliyor muydunuz? Ve sigorta şirketlerin bu ilacı her ay hastaya sayılı olarak karşıladığını.  “Yıllardır Amerika’dan diğer ülkelere bu ilaç çok ucuza satılırken kendi halkı neden bu kadar yüksek fiyata bu ilacı satın almak zorunda kalıyor” sorusunu soran ise sadece Trump oldu. İlacın fiyatını 700 dolardan 20 dolar gibi bir seviyeye indirdi. Fakat hala sistemde  gerekli düzenlemelerin ve denetlemelerin sağlıklı işlediği söylenemez. Çünkü fiyatları düşürmeyen bazı firmalar ilacı pahalı satmaya devam ediyorlar. Çeşitli markaların ilacını alan hastalar yine farklı fiyatlandırmış faturalarını sosyal medya hesaplarında paylaşarak sistemi eleştirmeye devam ediyorlar. 

 

Sağlık sektöründe tedavi ve hizmet konusu oldukça başarılıdır lakin sigorta şirketlerinin durumu oldukça vahim. Şeffaf değiller. Sigorta şirketleri Amerika’da, sadece indirim şirketi gibi çalışıyorlar. Sunumları verdikleri planların tabloları her şey çok komplike ve karışık. Bir kliniği arayıp randevu alacağınız vakit, sigorta poliçe numaranızı söylersiniz. Cebinizden para çıkacak mı, sigorta ne kadarını karşılayacak sorup öğrenmek istersiniz. Fakat görüştüğünüz klinik söylemez, bilgi vermez. “Geldiğinizde belli olur” der. Bu tür sorunlarla uğraşırsınız. Ve sizi sürprizler bekler. Trump buna da el atarak bundan sonra fiyatlarını açıklamaları konusunda genelge imzaladı. Kapitalizm bunu gerektirir zaten. Rekabet etseler, aralarında fiyat yarışı olacak. Ama fiyatlarını gizleyince aralarında rekabet bile olmuyor. Siz de hangi klinik daha ucuz bilemiyorsunuz.

 

Sigorta şirketleriyle yaşanan sıkıntılara rağmen burada hastane kapısı önünde kalıp ölmezsiniz. Salgınla birlikte Amerika’da hastanelerinin kapısında insanların öldüğünü söyleyen Türkçe haberler okudum. Buna inanan entel, aydın kesimi gördükçe içten içe üzüldüm. Burada sağlık sisteminde yaşanan sıkıntılar çok farklı. Bu tür haberleri gülünç buluyorum ve araştırmadan, bilgisizce yapıldığını düşünüyorum. Bizzat kendi yaşadığım bir deneyimimi anlatayım. Amerika’ya ilk geldiğimiz yıllarda henüz sağlık sigortamız yoktu. Hastanede bir operasyon geçirmem gerekti. Bedeli çok yüksek tuttu. Hastane ödemeyi hemen yapmak zorunda olmadığımızı söyledi. Faturayı ev adresimize yolladılar. Birkaç ay bekleyip, ödeme yapamadığınızı farkettiklerinde ise size farklı imkanlar sunmayı teklif ediyorlar. Taksitler yapıyorlar, başka bir finans kurumundan destek almanız için aracı oluyorlar yine de ödeyemiyorum derseniz indirime kadar gidiyorlar. Ama sizi zor durumda bırakmıyorlar. 


Trump, bütün bu saydıklarımı yaparak Globalistler’e ve onlara yardımcı olan Demokratlara hatta Cumhuriyet Partisinin içinden bu gruba destek veren hainlere boyun eğmedi, Ortadoğu’dan çekilme kararı aldı, Araplarla Yahudiler arasında barış sağlanması için adımlar attı, IŞID terör örgütünü çökertti, vergileri düşürmek istedi, Amerika’da tekrar üretim yapıp, fabrika kuracaklara vergi indirimleri getirileceğini duyurdu, sağlık sektörünü, eğitim sektörünü eleştirdi ve değişiklikleri başlattı. Demokratların içinden yükselen sosyalizm sevdalılarına karşı gelerek kapitalizm sistemini sonuna kadar savunmaya devam etti. Amerika’nın neden güçlü olduğunu özellikle sosyalizm ve komünizm ile yönetilen ülkelerden göç edenler neden Amerika’yı tercih ettiklerini anlattıkça, Trump’a hak verenler arttı. İşte Amerikan halkının yarısından fazlası bu yüzden destekliyor ve saygı duyuyor.
 

© 2023 by julia Ortay. Proudly created with Wix.com

 

Julia Ortay

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now