Most of the stuff I write are in Turkish since it is my native language and most of my followers on Instagram are Turks. 

My Writings

"Yetişemediğim sözlerin başındayım, okunacak satırların ise merkezinde...

Bir meow sesi, bir bakış yolculuğuma eşlik ediyor yine sevgiyle..."

Karanlığın bir türlü bitmediği soğuk bir sabah ayazına uyandım. Sanki ışığa yıllardır hasret kalmışcasına gözlerim derin bir boşlukta, kaybolmuş gibiyim. Ne tarafıma baksam uyku sersemliği. Gerçek ve rüya nerede ayrılıyor, farkedemez olmuşum. Sesler, renkler bir bir solmuş. Yeni doğum yapmış anne kuşun sesi yavrusunun sesine karışmış özgürlüğü haykırıyor ayazın derinliğinde. 

İşe gitmek için hazırlanmalıyım. Ama öyle karanlık ki, üşüyorum. Yataktan çıkmak gelmiyor içimden. Sistemin alarm sesi bas bas bağırıyor başucumda. Tıpkı bir robotun yürüyüşü gibi düz sıradan, üşümüş kalabalığa karışıyorum. Kalabalığa karıştıkça yalnızlığım çoğalıyor. Sesler, renkler bugünde bir parça solmuş hissediyorum. Metronun kapısı kalabalığa aldırış etmeden üzerimize hızla kapanmakta ısrarcı. Bir ses diyorum. Anne kuşun sesi fısıldasa tekrar. Yalnızlığım azalsa. Bozuk para şıngırdama sesiyle sistem elleri harekete geçiriyor. Sürekli bir ödeme çarkı bizi bir türlü kiracı olmaktan kurtaramıyor. Ödedikçe sistem senden daha fazlasını istemeye devam ediyor. Robotlaşmış ayaklar her sabah karanlıkta boşluğa, yalnızlığa daha çok yakınlaşarak koşar adım yürüyor.

Yorgunum, hastayım kavramları bir hastanenin bahçesinde toprağa gömülmüş gibi unutulmuş. Çünkü sistem hatırlamana fırsat vermiyor. Lugatımızdan tamamen silinmiş gibiler… Bir telaş almış herkesi, sıradan bir heyecanın sıradan mutluluğunu yaşamaya alışmışız. Sürekli dönen bir kürenin içinde aynı yöne dönüp duruyoruz. Sürekli tekrar eden bu döngünün içinden kurtulmak neredeyse imkansız. Farklılık arıyor, karanlığa alışmış gözlerimiz. Renkleri çoğaltıyoruz, fırça darbelerini evimizin her köşesine hızla vuruyoruz. En göz alıcı renkler ile karanlığı yenmeye çalışıyoruz. Yakında tarih, saat, yıl değişecek diyoruz. 

Yeni bir senenin sayılar değiştiğinde yenileneceğini umut ediyoruz. Farklılık arayan gözler o gece saat on ikiyi gösterdiğinde ufacık bir ışık pırıltısıyla kamaşıyor, kamaşan gözler sulanıyor hatta mutluluktan ağlıyoruz. Bir bakıyorsun üşüdüğün o ayaz soğuk sabah geride, karanlıkta kalmış. Bir bakıyorsun parıldayan ışıktan beklediğin umut kırıntıları etrafa saçılmış ve sen geçmişi, geleceği düşünmekten anı yaşayamaz olmuşsun. 

Saatler, aylar, mevsimler, yıllar değişse de sistemin alarm sesi susmaktan asla vazgeçmiyor. Sayılar arttıkça insanlık değer kaybediyor, sen susuyorsun. Sen sustukça uyku ağır basıyor, uyumaya alışıyorsun.


Renkler diyor hocam renkleri daha çok kullanmalısın. Hocamın berrak sesi, uyuya kalmış olduğum resim şövalesinin üzerinden uyandırıyor beni. Doğruluyorum, üşümüş ellerime fırçamı alıyorum, sonra renklere sıra gelecek ama önce ışık diyerek hocamın parıldayan gözlerine bakıyorum. Ve uyanan sesim üşümeden ilk kez , 'hocam sınıf karanlık değil mi, ışığı mı açsak' diyorum?  

  

Sayılar Arttıkça insanlık değer kaybediyor

28 Aralık 2016

Julia Ortay

This site was designed with the
.com
website builder. Create your website today.
Start Now